RöportajlarSanatçı Röportajı

Selin Atasoy’un Müziğe ve Hayata Dair Yolculuğu

Çocuk yaşta mandolinle başlayan, apartman boşluklarında alkış toplayan bir müzik tutkusu… Bir yanda bilimsel araştırmalar, otizm alanında uzmanlık ve danışanlarıyla geçirilen yoğun mesailer; diğer yanda sahneler, kayıtlar ve kalpten dökülen şarkılar… Selin Atasoy, hem müziği hem psikolojiyi hayatına eşit bir tutkuyla sığdırmayı başaran nadir isimlerden biri. İlk albümü “Hiç” ile görünür kıldığı iç dünyasını, Şehrazat imzalı yeni şarkısı “Eveleme Geveleme” ile yeniden yorumlayan Atasoy’la; müzikle, bilimle, hayalle ve gerçekle örülü çok katmanlı hayatını konuştuk.

Çocuk yaşta mandolinle başlayan, apartman boşluklarında alkış toplayan bir müzik tutkusu… Bir yanda bilimsel araştırmalar, otizm alanında uzmanlık ve danışanlarıyla geçirilen yoğun mesailer; diğer yanda sahneler, kayıtlar ve kalpten dökülen şarkılar… Selin Atasoy, hem müziği hem psikolojiyi hayatına eşit bir tutkuyla sığdırmayı başaran nadir isimlerden biri. İlk albümü “Hiç” ile görünür kıldığı iç dünyasını, Şehrazat imzalı yeni şarkısı “Eveleme Geveleme” ile yeniden yorumlayan Atasoy’la; müzikle, bilimle, hayalle ve gerçekle örülü çok katmanlı hayatını konuştuk.

Selin Atasoy kimdir? Müzik yolculuğunuzun başlama hikâyesini kendi cümlelerinizle anlatır mısınız?

Çocukluktan beri sevdiğim saatlerce uğraşıp da bıkmadığım aktiviteydi müzik. Tabii ki bizim jenerasyonun olmazsa olmazı mandolinle başlayan, darbuka ile devam eden ama en son gitarda ve sonra piyanoda karar kılınan bir enstrüman çalma hevesi her daim eşlik etti. Apartman boşluğu akustiği çok mühimdi. Bir gün orada kendi kendime söylüyordum ve şarkı bitti, bir alkış koptu. Alt komşular kapıya çıkıp dinlemişler. O herhalde alkışın tadını aldığım ilk andı. Üniversite yılları sahnede şarkılar söyleyerek ve bir yandan master, doktora yaparak geçti. Kendi iş yerimi açınca da sahneyi bıraktım, daha çok yazmaya çizmeye, kayıt yapmaya başladım. İlk albüm de bu kararla çıktı. Çünkü fiziksel olarak da o yoğunlukta sahneyi sürdürmem mümkün değildi, birbirine ters iki hayat biçimiydi.

“Kemancı başımın tacı” diyorsunuz… Çocukluk yıllarınızda sizi müziğe çeken ilk an neydi?

Eve alınan ses kayıt cihazı ve mikrofon diye hatırlıyorum. Zaten müziğe özellikle şarkı söylemeye meraklı bir ailenin içinde büyüdüm ben.  Hep şarkı söylenen, dans edilen bir ortamdı. Muhtemelen bu şarkı da   o dönemin popüler şarkısıydı ve evde söyleniyordu ve 4 yaşında bir çocuğun bu şarkıyı söyleme çabası da sevimli bulunmuştu.

İlk bestelerinizi ilkokulda yazmaya başlamışsınız. Hatırladığınız o ilk şarkıyı bizimle paylaşır mısınız?

Hiç unutmuyorum ve hala gülüyoruz buna aslında. Birinci sınıftayım güzel yazı defterim var, yazmayı yeni yeni öğreniyorum. Bildiğim tek şey şarkı sözlerinin kafiyeli olması gerektiği ve  “Bir gün kaldım nefes nefese dek” “Aşkımın sırrını öğrenene dek” şeklindeki ilk şaheser sözümü yazıyorum. Buradaki “dek” lerin benim için önemini anlamışsınızdır. Kafiyeli olması ve aşk olması yeterli zannetmişim herhalde sözlerde.

Selin Atasoy
Selin Atasoy

Psikoloji eğitiminiz ve müzik kariyeriniz paralel ilerlemiş. Bu iki dünya sizde nasıl birleşiyor?

İkisinin de bizleri iyileştirme gücüne inanıyorum. Psikoloji ve uzmanlığım ve doktoramın olduğu  gelişim alanı  pratik hayatta zaman zaman hayatın karanlık tarafını sembolize ediyor , müzik bu dönemlerde benim için sanki aydınlık taraf oluyor . Psikolog doktor olarak çalışırken çoğunlukla dinleyen analiz eden, problem çözen yani aslında durmayan bir zihinle günü geçiren bir kimlikken, müzik ifade etmemi, zihnimi boşaltmamı sağlıyor. Belki de en güzel dengeyi bana bu şekilde kurduruyor.

“Ya müzisyen olursun ya psikolog” diyenlere kulak tıkamışsınız. Hiç kararsız kaldığınız zamanlar oldu mu?

Çok oldu. Çünkü aslında dağılmak hiç kolay bir şey değil. Zaten süreç içerisinde de çoğu kez deneyimledim bunu, hep bir taraf ağır basıyor ve enerjinizi oraya kanalize etmek durumunda kalıyorsunuz. Bazen sadece mesleğimi yapıp, piyano dersleri almaya devam ettim. Müzisyenlik hayatımda hep profesyonel bir hobi gibi eşlik etti bana ama ne ben onu ne o beni bırakmadı. Bu gelgitli hal beni hayatımı daha iyi organize ederek yaşamam gerektiğini öğretti. Öz disiplin, içgörü ve iyi bir planlamayla aslında her şey mümkün   ancak bunlar uyulması ve fark edilmesi gereken çok zor süreçler. Elbette zorlandım ama alanda 30 yılı neredeyse tamamlamak üzereyim, kendi işimin olması elbette avantaj  ve eskiye göre çalışma saatlerimi daha hafif tutarak   yürütebiliyorum, kolay değil dengede durması insanoğlunun. Çok çaba gerektiriyor.

17 yaşında bestelediğiniz bir şarkının albümünüzde yer alması size neler hissettirdi?

Kaydedilirken çok mutlu olduğumu ve kendimle gurur duyduğumu itiraf etmeliyim. İnanılmaz bir mutluluk anıydı benim için. Somutlaşması ve görünür hale gelmesi muazzam bir duyguydu. Anlattığım şey çünkü çok içimde yaşadığım ve kimseyle paylaşmadığım bir durumdu. Görünür olması beni çok mutlu etmişti.

Otizm alanındaki uzmanlığınız çok kıymetli. Bu alanda çalışırken müziğe dair üretiminizi nasıl dengede tuttunuz?

Benim öğrenciliğim süreklilik arz ediyor. Meraklıyım, okumayı araştırmayı, hep yeni bir bilgi edinmeyi, öğrenmeyi bir yaşam biçimi olarak yaşıyorum ben. Gitarlarım piyanom, çalışma düzeneğim yanında. Biraz bir şeyler okuyup biraz çalıp söyleyip sonra tekrar araştırmaya dönüp ama nerdeyse her gününü böyle geçirmekten inanılmaz keyif alan birisiyim. Haftayı bölerek de hem işimin hakkını vermeye çalışıyor hem de müziğe gereken zamanı ayırmaya çalışıyorum. İyi huylarım ve alışkanlıklarım burada beni destekliyor, çalışkan ve işinde titiz birisiyim. Bana danışan aileler ve çocukların hepsi benim için tek tek çok kıymetli. Onların güvenini kazanmak, doğru ve bilimsel bilgiyi onlara ulaştırmakla görevliyim ve bu konuda yüksek bir sorumluluk hissediyorum. Bunun da hakkını vermeye çalışıyorum. Dediğim gibi iyi bir organizasyon ve çalışkanlıkla aslında herkes için mümkün ama tabii ki ben de yoruluyorum böyle süreğen bir tempo kimse için mümkün değil.

Selin Atasoy
Selin Atasoy

“HİÇ” adlı ilk albümünüzle biriktirdiklerinizi ortaya koydunuz. Albümün ismiyle ne anlatmak istediniz?

Albüme uzun bir önsöz yazmıştım bununla ilgili, insanoğlunun var olma sürecinin göreli oluşu, onu kendisinin de zaman zaman yok etmek ya da var etmekle ilgili yaşadığı gel-gitleri, aynı şekilde çevreyi de var ya da yok etmekle ilgili hallerini anlatmaya   çalışmıştım.  Albümü ilk hiçim, ilk varoluşum diye nitelendirdiğimi hatırlıyorum. Benden sonra kalacak bir iz gibiydi. Ümit Yaşar’ın şiiri geldi aklıma şimdi “hokus pokus bugün varız yarın yokuz”.

Yeni şarkınız “Eveleme Geveleme” ile karşımızdasınız. Şarkının hikâyesi ve sizdeki yeri nedir?

Şehrazat ‘ın İzmir’e geldiği ender zamanların birinde, ben geldiğini bilmeden tesadüfen onu aradım, evime çok yakın bir otelde olduğunu öğrenince de hemen yanına gittim. Odada öyle sohbet edip, birbirimize elimizde olan şeyleri dinletirken bu şarkı kulağıma güzel geldi ve bunu bana verir misin dedim. O da verdi.  Şarkıdaki o ince sitem ve aslında alttan gelen hafif hüzün hoşuma gitmişti.

Şehrazat imzalı bu şarkı, sizin yorumunuzla bambaşka bir hal almış. Bu iş birliği nasıl doğdu?

Şehrazat bizim kıymetlimiz, aile dostumuz. Ben ilk ondan “Kıyamam” ı almış ve yorumlamıştım. Bu vesileyle tanıştık ama müzik bir kenarda durdu hep ilişkimizde, Şehrazat ailemizden biri gibi oldu. Biz birlikte seyahat etmeyi, gezmeyi, tatil yapmayı sohbet etmeyi çok seviyoruz. Şehrazat, kültürüyle zekasıyla, yeteneğiyle ülkemizin en kıymetli değerlerinden. Onun elinden çıkan bir esere ulaşmak benim için aynı zamanda bir onur ama bizim ilişkimiz işbirliğinden ziyade ömür boyu dostluk, yani bizim tek konumuz müzik değil onunla.

Şarkının düzenlemesini Mustafa Haybat yapmış. Bu prodüksiyon sürecinden biraz bahseder misiniz?

Bu şarkı aslında 2019 yılında piyasaya çıkacaktı üstelik bambaşka bir aranje ile ancak birtakım yaşam olayları ve üzerine pandeminin patlamasıyla öylece kaldı. 6 yıldır bekliyordu anlayacağınız. Demek ki zamanı şimdiymiş diyorum. Tekrar şarkıyı daha hareketli formatta okumak istedim ve dostum Mustafa Haybat’ı aradım. Ben yapılan tüm şarkıların her adımında bulunan aslında işin mutfağını daha çok seven birisiyim ama bu şarkıda ilk defa dedim ki “Mustafa, ben hiçbir şeye karışmayacağım, tam teslimiyetteyim sen yap”.  Sağ olsun nefis bir iş çıkardı. Şarkı şu an kadar söylediğim ve kendi yazdıklarımdan çok farklı ama dinledikçe çok sevdiğim bir şarkıya dönüştü ve aslında dans etmek istediğim bir şarkı söylemek istiyormuşum bu vesileyle   onu da anlamış oldum.

Müziğin dışında yazmayı ve seyahat etmeyi sevdiğinizi biliyoruz. Bunlar müziğinizi nasıl besliyor?

Sanatla uğraşan insanlar, uyarana ihtiyaç duyan insanlar. Duyularım ve zihnim az uyarıldığında kendimi sıkışmış, daralmış hissediyorum ben. Böyle hissettiğim her an bazen bir açılmaya genişlemeye bazen de içime dönmeye ihtiyaç duyuyorum. İçe döndüğümde yazıyor, dışardan uyaran istediğimde de bol bol geziyorum. Ben zihnimi duygularımı besledikçe algılarımla biraz oynadıkça, ürettiğime her şeye de yansıyor bu. Ayrıca hareket berekettir sözüne de çok inanırım.

Müzik yolculuğunuzda sizin için dönüm noktası sayılabilecek bir an var mı?

Albüm yapma kararım herhalde dönüm noktasıydı.

Son olarak, Selin Atasoy’un yakın gelecek planlarında neler var? İkinci albüm için ipuçları alabilir miyiz?

Albüm yapmak   şu koşullarda çok zorlayıcı bir sürece dönüştü ama belli de olmaz tabii ki. Biri Eylül’ de biri Kasım’da olmak üzere arka arkaya gelecek iki single çalışmam daha var. Bu kadar ara verirken   elbette biriktirdim. Şimdilik kısa erimde bu iki single’ın haberini verebilirim. Uzun erimde planım bilime de sanata devam etmek, hayata katkıda bulunabileceğim her türlü fırsatı değerlendirmeye çalışmak ve elbette sağlıklı yaşamaya çaba sarfetmek.

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu