Diğer RöportajlarRöportajlar

Doğukan Yaşar MüzikOnair’e Konuştu: “Rezonans, Yerli Gerilim Sinemasında Ezber Bozacak”

Klip yönetmenliğinden sinemaya uzanan kariyer yolculuğunda yeni bir sayfa açan Doğukan Yaşar, MüzikOnair’den Alper Ergez’e özel açıklamalarda bulundu. Yaşar, ilk doğrudan gerilim filmi olacak Rezonans ile Türk sinemasında ses, atmosfer ve psikolojik gerilim üzerinden farklı bir deneyim sunmayı hedeflediğini söyledi.

Müzik videolarındaki dinamik görsel dilini sinemaya taşıyan yönetmen Doğukan Yaşar, bu yaz müzik projelerine ara vererek tüm enerjisini sinemaya yönlendirme kararı aldı. Fatih Mehmet Yıldız’ın kaleme aldığı Rezonans filmiyle gerilim türünde iddialı bir çıkış yapmaya hazırlanan Yaşar, filmde klasik korku unsurlarına yaslanmadan, ses frekansları, psikolojik atmosfer ve mistik referanslarla izleyicinin zihninde kalıcı bir etki bırakmayı hedefliyor.

Haber / Röportaj Metni

Klip yönetmenliği alanında birçok başarılı projeye imza atan Doğukan Yaşar, kariyerinde yeni ve iddialı bir döneme giriyor. Müzik videolarında edindiği görsel refleksleri sinema dünyasına taşıyan Yaşar, bu yaz müzik projelerine ara vererek tüm odağını sinemaya çevirdi.

MüzikOnair’den Alper Ergez’in sorularını yanıtlayan Doğukan Yaşar, Fatih Mehmet Yıldız’ın kaleme aldığı Rezonans filmiyle yerli gerilim sinemasında farklı bir atmosfer kurmayı hedeflediklerini anlattı. Yönetmen, filmi yalnızca bir gerilim projesi olarak değil, ses, frekans, psikoloji, mistik referanslar ve görsel anlatımın birleştiği güçlü bir sinema deneyimi olarak tanımlıyor.

İşte Doğukan Yaşar’ın MüzikOnair’e özel açıklamaları…


“Kendimi Görsel Bir Hikâye Anlatıcısı Olarak Tanımlıyorum”

Sinemadan müziğe uzanan kariyerinizde bugün geldiğiniz noktaya baktığınızda, kendinizi öncelikle bir klip yönetmeni mi yoksa bir sinema yönetmeni mi olarak tanımlıyorsunuz?

Kendimi her şeyden önce “görsel bir hikâye anlatıcısı” olarak tanımlıyorum. Müzik videoları benim için; ritmi, kadrajı, atmosferi, görsel dil kurmayı ve en önemlisi “kısıtlı zamanda maksimum duygu ve estetik vuruculuk yakalamayı” öğrendiğim muazzam bir laboratuvar.

Sinema ise o laboratuvarda ürettiğiniz formülleri devasa bir ekosisteme, zamansız bir formata taşıma alanı. Bu bağlamda sinema, bir hikâyeyi daha derin ve katmanlı hale getirmeme imkân tanıyor.

Bugün geldiğim noktada müzik videoları, kariyerimin önemli bir parçası olmaya devam ediyor ancak kendimi artık daha çok sinemanın içinde konumlandırıyorum. Çünkü uzun soluklu hikâyeler anlatmak ve izleyiciyi daha derin bir yolculuğa çıkarmak beni çok heyecanlandırıyor.

Klip yönetmenliğinin getirdiği o keskin, dinamik görsel refleksleri cebinde taşıyan ama odağını tamamen sinemanın dinamiklerine ve dramatik derinliğine, karakter arklarına ve kalıcı hikâyelere çevirmiş bir sinema yönetmeni olma yolundayım.


“Bu Yaz Benim İçin Yeni Bir Başlangıç”

Bu yaz müzik projelerine ara verip tüm enerjinizi sinemaya yönlendirme kararı aldınız. Bu kararın arkasında nasıl bir vizyon ve hedef yatıyor?

Bir noktada odaklanmanın başarı için çok önemli olduğuna inanıyorum. Son yıllarda müzik sektöründe yoğun bir tempoyla çalıştım, çok değerli sanatçılarla çalıştım, çok kaliteli projeler ürettim ve çok değerli deneyimler kazandım. Ancak artık tüm enerjimi sinemaya vererek daha kalıcı işler üretmek istiyorum.

Hedefim sadece film çekmek değil; kendi sinema dilini oluşturmuş, iz bırakan projeler ortaya koymak. Bu yaz benim için bir geçiş döneminden çok, yeni bir başlangıç anlamına geliyor.

Sinema, özellikle de elinizde Rezonans gibi kaliteli senaryolar varsa, her bir karesi matematiksel ve psikolojik bir titizlik gerektiren, yönetmenden mutlak bir adanmışlık bekleyen bir sektör. Bu yaz müzik projelerine ara verme kararım, tamamen bu filme hak ettiği odaklanmayı sağlama vizyonumun bir parçası.

Hedefim; aceleye getirilmiş, klişelere sırtını yaslayan bir janr filmi değil; her bir ses frekansının, her bir ışık hüzmesinin üzerinde günlerce düşünüldüğü, uluslararası standartlarda bir başyapıt ortaya koymak. Tüm enerjimi bu projeye akıtarak, zihnimdeki atmosferin tek bir damlasının bile feda edilmemesini amaçlıyorum.


“Rezonans’ta Seyirciyi İşitsel Bir Klostrofobi Bekliyor”

Rezonans, kariyerinizdeki ilk doğrudan gerilim filmi olacak. Bu türde üretim yapmak sizi neden bu kadar heyecanlandırıyor ve seyirciyi nasıl bir deneyim bekliyor?

Gerilim sineması, yönetmenin seyircinin algısıyla, nabzıyla ve hatta sinir sistemiyle doğrudan oynayabildiği tek türdür. Bu anlamda Rezonans, beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Rezonans’ta seyirciyi sadece koltuğuna çivileyecek bir görsel dünya değil, aynı zamanda fiziksel olarak hissedecekleri bir “işitsel klostrofobi” bekliyor.

Filmde kullanacağımız 19.2 Hz infrasound, yani insan kulağının duyamadığı ama bedenin tedirginlikle tepki verdiği alt frekanslar ve ses tasarımlarındaki faz farkı kakofonileri sayesinde seyirci, salondan çıktığında sadece bir film izlemiş gibi hissetmeyecek; tüylerini ürperten bir deneyimin içinden geçmiş ve o frekansa maruz kalmış olacak.

Gerilim türü seyirciyle çok özel bir bağ kuruyor. İzleyici sadece izlemiyor; düşünmeye, sorgulamaya ve hissetmeye başlıyor. Rezonans’ta bizi heyecanlandıran şey de tam olarak bu. Filmde, klasik korku unsurlarına yaslanmadan, atmosferi ve psikolojik gerilimi merkeze alan bir yapı kuruyoruz.


“Ucuz Jump Scare Anlayışı Benim Sinema Dilime Uzak”

Gerilim sineması, izleyiciyi sadece korkutmakla değil, psikolojik olarak etkilemekle de öne çıkıyor. Rezonans’ta seyircinin zihninde nasıl bir etki bırakmayı hedefliyorsunuz?

Ucuz “jump scare” hamleleriyle anlık irkilmeler yaratmak benim sinema anlayışıma çok uzak. Ben seyircinin zihninde “kalıcı bir tekinsizlik” ve “gerçeklik algısının kırılmasını” hedefliyorum.

Film bittikten sonra bile evlerine döndüklerinde, banyodaki aynaya bakarken o ayna gecikmesi hissini yaşamalarını, duydukları sıradan bir çıtırtıda ya da statik seste filmin atmosferini hatırlamalarını istiyorum.

Kabala referansları, mistik mühürler ve paralel anlatılarla seyircinin zihninde bir çözme arzusu, bir entelektüel huzursuzluk bırakmak ana gayem.

İzleyiciler, zihinlerinde bir soru işareti ve derin bir tekinsizlik hissiyle sinemadan ayrılacaklar ama hikâyeyi kendi içlerinde yeniden yaşayacaklar. Benim için en büyük başarı; filmin yıllar sonra bile konuşulmaya devam etmesi olacaktır.


“Bu Hikâyenin Beyaz Perdede Görsel-İşitsel Bir Ayine Dönüşmesi Gerektiğini Hissettim”

Fatih Mehmet Yıldız’ın kaleme aldığı senaryoyu ilk okuduğunuzda sizi en çok etkileyen sahne ya da tema neydi? Bu hikâyeyi beyaz perdeye taşımaya nasıl karar verdiniz?

Fatih Mehmet Yıldız’ın senaryosunda beni ilk vuran şey, hikâyenin kurduğu psikolojik derinlik oldu. Özellikle görünmeyen bir tehdidin, karakterlerin zihinlerinde yarattığı baskı ve gerilimi giderek artırması çok etkileyiciydi.

Fatih Mehmet Yıldız’ın senaryosu yalnızca gerilim üretmiyor; insan psikolojisini ve bilinmezlik duygusunu da güçlü şekilde işliyor. Hikâyenin evrensel bir tarafı ve Türkiye standartlarının üzerinde bir kurgusu var.

Bir kere senaryoda, felsefi ve mistik olguların yanı sıra teknik ve mühendislik bilgisi yönünden de çok güçlü temalar var. Bu hikâyenin, beyaz perdede devasa bir görsel-işitsel ayine dönüşmesi gerektiğini anladığım an filmi çekmeye karar verdim.


“Yerli Gerilim Sinemasının Dar Kalıplarını Kırmak İstiyoruz”

Türkiye’de gerilim ve korku türü son yıllarda ciddi bir yükseliş içerisinde. Sizce yerli sinemanın bu alandaki en büyük eksikliği nedir ve Rezonans bu eksikliği doldurabilecek mi?

Türkiye’de bu tür, ne yazık ki uzun süredir birbirinin kopyası olan dini/cin temalı şablonlara hapsolmuş durumda. En büyük eksiklik; psikolojik derinlik, özgün bir mitolojik/felsefi altyapı ve gelişmiş ses/görsel tasarım mühendisliği.

Sürekli aynı görsel numaralar ve ani yüksek seslerle korkutma refleksine sığınılıyor. Rezonans ise gücünü buralardan almıyor.

Biz felsefi olarak Kabala’dan, Sefer Raziel Ha-Malakh gibi kadim metinlerden beslenen, teknik olarak ise sesi ve frekansı bir silah ve anlatım aracı olarak kullanan bir psikolojik gerilim inşa ediyoruz.

Bu film içinde ciddi bir ses mühendisliği bilgisi ve teknik altyapı da barındırıyor. Yani filmde, derin duygu ve düşüncelerin yanı sıra üst seviye bilgi birikimi ve araştırma emeği var.

Bu anlamda Rezonans, yerli sinemanın hapsolduğu o dar kalıbı kıracak ve türe entelektüel, teknik ve estetik bir vizyon kazandırarak o büyük boşluğu doldurmaya çalışacak.

Türkiye’de bu türün önemli bir izleyici kitlesi var ancak çoğu zaman hikâye ve karakter derinliğinin ikinci planda kaldığını görüyoruz. Benim düşünceme göre iyi bir gerilim filmi önce güçlü bir hikâyeye sahip olmalı.

Rezonans’ta özellikle atmosfer, karakter gelişimi ve psikolojik katmanlar üzerine yoğunlaştık. Elbette eksikleri tamamen doldurmak gibi iddialı bir söylemde bulunmak istemem ama türün gelişimine katkı sağlayacak farklı bir iş ortaya koyacağımıza inanıyorum.


“Sinema Tek Kişilik Bir Şov Değil, Bir Senfoni”

Pars Entertainment bünyesinde kendi ekibinizle çalışıyorsunuz. Kerem Mutlu, İsmail Kireç ve Ömer Saydan gibi uzun yıllardır birlikte yol aldığınız isimlerle üretmek size nasıl bir yaratıcı özgürlük sağlıyor?

Sinema tek kişilik bir şov değil, bir senfoni. Kerem Mutlu, İsmail Kireç ve Ömer Saydan gibi isimlerle yıllara dayanan bir set ve üretim refleksimiz var.

Bu ekiple çalışmanın en büyük lüksü, benim bir cümleme veya zihnimdeki soyut bir fikre bakıp ne istediğimi anında somut bir vizyona dönüştürebilmeleri.

Pars Entertainment çatısı altında bu kemik kadroyla çalışmak, setteki bürokrasiyi sıfıra indiriyor ve tamamen yaratıcılığa odaklanmamızı sağlıyor.

Birbirimize duyduğumuz güven, teknik riskleri daha cesurca almamıza ve ana akım sinemanın cesaret edemeyeceği deneysel kadrajları, ışık oyunlarını ve ses tasarımlarını perdeye taşımamıza olanak tanıyor. Onlar benim setteki gözüm, kulağım ve yaratıcı kaslarım.


“Küresel Bir Yönetmen Markası İnşa Etmek İstiyorum”

Bugün Doğukan Yaşar olarak hedefiniz sadece başarılı filmler çekmek mi, yoksa ilerleyen yıllarda uluslararası festivallerde ve dijital platformlarda ses getirecek bir yönetmen markası oluşturmak mı? Bu konuda nasıl bir yol haritası çiziyorsunuz?

Benim hedefim hiçbir zaman sadece yerel gişede “başarılı” kabul edilecek standart filmler çekmek olmadı. Amacım; dünyadaki sinema dilini yakalayan, hatta o dile kendi imzasını atan küresel bir yönetmen markası inşa etmek.

Yol haritamın ilk ve en kritik istasyonu Rezonans. Bu filmle hem Türkiye’deki majör platformlarda ve sinemalarda ezber bozmayı hem de uluslararası janr festivallerinde, Sitges, Fantasia, Trieste gibi organizasyonlarda filmin o evrensel psikolojik ve mistik dilini yarıştırmayı hedefliyorum.

Hemen ardından, türler arası geçişleri olan, dijital platformların dünya kataloğunda parmakla gösterilecek projelerle bu markayı güçlendireceğiz.

İsimler değişir, platformlar değişir ama Doğukan Yaşar sineması dendiğinde insanların zihninde o “kusursuz görsel matematik ve tekinsiz atmosfer” algısı her zaman baki kalacak.


Müzik Videolarından Sinemaya Uzanan Yeni Bir Dönem

Doğukan Yaşar’ın açıklamaları, klip yönetmenliğinden sinemaya geçiş yapan bir yönetmenin yalnızca kariyer tercihini değil, aynı zamanda yerli sinemada yeni bir atmosfer arayışını da ortaya koyuyor.

Rezonans, ses, frekans, psikoloji, mistik referanslar ve görsel anlatımı aynı potada buluşturan iddialı yapısıyla şimdiden dikkat çekiyor. Doğukan Yaşar’ın sinema yolculuğunda bu film, hem kişisel kariyeri hem de yerli gerilim türü açısından önemli bir dönüm noktası olmaya aday görünüyor.

Röportaj: Alper Ergez
MüzikOnair

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu