Müzik yolculuğunuz ilkokul yıllarında başlamış. İlk sahne deneyiminizi hatırlıyor musunuz, o an neler hissetmiştiniz?
Müzik, ilkokul yıllarımda bende merak uyandırdı. Sınıfımızın yan tarafında bir spor salonu vardı ve oradan gelen müzik ile koro çalışması sesleri ilgimi çekmişti. Katılmak istediğimi söyledim. İlkokul, ortaokul, lise derken hep korolarda yer aldım. Çok iyi hatırlıyorum; annem elimden tutmuş, yolda yürürken ya da bir vasıtayla yolculukta şarkı söyleyen bir çocuktum.
İlk sahne deneyimim, Beyoğlu Hasköy Lisesi’nde okurken gerçekleşti. Bir rock grubumuz vardı ve okulun spor salonunda konser vermeye karar verdik. Lise dönemi olması dolayısıyla, hissedilen heyecan oldukça saf ve temizdi—bir de aşığın, kızın seni izlediği o an… O heyecan anlatılmaz, yaşanır.

Rock İstanbul Müzik Okulu’ndaki eğitim süreci kariyerinize nasıl katkı sağladı?
Rock İstanbul Müzik Okulu’ndaki eğitim sürecim oldukça verimli geçti. İlk konserimin heyecanıyla eşdeğer bir deneyimdi. Bu heyecanı bana yaşatan şey, dönem dönem büyük bir beğeniyle takip ettiğim Pentagram grubunun solisti, hocam Murat İlkan’dı. Kendisi hâlâ doğru şarkı söylemenin önemini en iyi ifade eden isim olarak aklımda ve hâlâ onun eğitimlerinin ekmeğini yiyorum.
2014’te yayımladığınız ilk EP’niz “Yüzyıllar Geçse” sizin için ne ifade ediyor?
“Yüzyıllar Geçse” benim ilk göz ağrımdır. İçine çok emek, çaba koyduğum bir proje oldu. O albüm sayesinde zorlukların üstesinden gelmeyi, pes etmemeyi öğrendim. Maddi manevi zorluklar yaşadım; projeyi “olmadı” diyerek baştan başattığım anlar oldu. Dağıtım firmalarının albümü satışa çıkarmayacağını duyduğumda umutsuzluğa kapıldım. Fakat bir sabah bilgisayarımın başına oturduğumda, albümün tüm dijital platformlarda olduğunu görmem her şeyi değiştirdi. O süreç yıpratıcıydı ama sonu güzel bitti. Asla vazgeçmedim!
Şarkılarınızda hem duygusal hem de enerjik tonlar var. Bir parçanın ruhunu belirlerken hangi unsurlara dikkat ediyorsunuz?
Teknik açıdan, söz ve beste her zaman önemlidir. Ancak ben çoğu zaman akışa bırakmayı tercih ederim. Beyni değil kalbi kullanırım diyebilirim; o içsel duygusal yönelim, bir parçanın ruhunu belirleyen en büyük unsur oluyor.
Fenerbahçe’ye adadığınız marşlar çok konuşuldu. Bu projeler nasıl ortaya çıktı?
Fenerbahçe marşı yapmak, çocukluk hayalimdi. Adım, Fenerbahçeli efsane futbolcu Selçuk Yula’dan geliyor—daha doğmadan adım konmuştu bile. “Fenerbahçeli olunmaz, Fenerbahçeli doğulur” sözünün yaşayan örneğiyim diyebilirim. Bu tutkuyla ortaya çıkan eserler, gönlümde çok özel bir yere sahip.
Aynı zamanda “En Büyük Fenerbahçe” ve “Kalpler Beraber” marşlarımı, Fenerbahçe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Şen hocamla birlikte hazırladık. Bu marşlarda hocamın çok büyük emeği vardır. Stüdyo aşamaları tamamlandıktan sonra ise kulübümüzün yönetim kurulu üyelerinden sevgili Agah Ruşen Çetin ağabeyim, yayın sürecinde desteğini hiçbir zaman esirgemedi. Kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.
Sizce bir futbol kulübü için marş yazmak ile bir aşk şarkısı yazmak arasındaki en büyük fark nedir?
Ben bir futbol kulübüne değil, bir spor kulübüne marş yaptım. Bana göre aşkın en güzel tarifi marşlarda saklı. O coşku, birlik ve duygunun verdiği yoğunluk, bir aşk şarkısında belki farklı bir formda yaşanır, ama marşta bambaşka ve görülmeye değer bir boyuta erişir.
Son tekliniz “Bir Gülüş Bana Yeter”, dinleyicilerden kısa sürede olumlu tepkiler aldı. Siz bu şarkının hikâyesini ve sizin hayatınızdaki yerini nasıl tanımlarsınız?
“Bir Gülüş Bana Yeter” isimli eserim hem sözünün hem de müziğinin bana ait olduğu bir parça. Gitarı elime almamla başlayan, yaşanmışlıkların duygusal dokusunu satırlara yansıttığım bir hikâye. Bu parça da dinleyenler için bir hikâye anlatıyor. Herkese, şarkıyı baştan sona içtenlikle dinlemelerini tavsiye ediyorum. Bu süreçte yeter ki Müzikonair konseyi ve sayfalarında bana vakit ayırdığınız için tüm Müzikonair ailesine minnettarım—iyi ki varsınız.
“Cumhuriyetimizin 100. Yıl Marşı” projeniz, hem teması hem de mesajı bakımından özel bir çalışma. Bu marşın hikâyesi ve üzerinizdeki etkisi nedir?
Dinleyicilerden “Tüyleri diken diken eden sözler, müziğin ruhuyla birleşmiş, harika bir bütün olmuş” gibi çok samimi övgüler aldım. Nasıl yaptın bu marşı, diye soranlara ise şöyle cevap veriyorum: 1985 doğumluyum, şu anda 39 yaşındayım. Okuldan eve dönerken dilimde hep şarkılar, türküler olurdu; okul korolarında olmak bu duyguyu pekiştirmişti. Atatürk şarkılarıyla büyüdüm; “Atatürk ölmedi, kalbimizde yaşıyor. Uygarlık savaşında bayrağı o taşıyor” gibi marşlarla hayat buldum. Böyle büyüyen bir çocuktan başka ne beklenebilirdi ki?

Müzik üretim sürecinde önce söz mü gelir, melodi mi?
Duruma göre değişiyor; bazen söz önce beliriyor, bazen melodi. Ancak çoğu zaman elime gitarı alır almaz o anda her ikisi de aynı anda çıkıyor. O anki duygunun ritmiyle şekilleniyor.
Konserlerinizde sahne enerjinizi yüksek tutmak için özel bir hazırlık rutininiz var mı?
Uzun bir süre konserim olmadı ama sahne öncesinde rutinin bir parçası olarak kişisel bakım yapmak, annemden dua almak ve sahneyi paylaşacağım arkadaşlarımı motive etmek benim için önemli ritüeller.
Müzik kariyerinizde “keşke” dediğiniz veya farklı yapmayı düşündüğünüz bir adım oldu mu?
Hayatta çok az özür dilemişimdir ve mümkün olduğunca “keşke” dememeye özen gösteririm. Şu anda aklıma gelen böyle bir durum yok—yaşanan her şey bir ders, bir büyüme süreci oldu.
Dijital platformların yükselişi, siz gibi bağımsız sanatçılar için hangi fırsatları ve zorlukları beraberinde getiriyor?
Her gün yeni isimler, yeni yapımlar çıkıyor. Gerçekten dinlenmeyi hak eden eserler ve sanatçılar bazen görünmeden yok olup gidebiliyor. Bu noktada PR ve prodüksiyon bütçeleri büyük önem kazanıyor. Bu dijital ortam, fırsat sunarken rekabeti de artırıyor.
Önümüzdeki dönemde dinleyicileriniz hangi projelerinizle karşılaşacak?
Kafamda birkaç proje var, fakat “tamam, kesin yapacağım” diyebileceğim net bir şey henüz yok. Gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimi bilemediğim için, zamanı geldiğinde sürprizlerle karşılaşabilirsiniz.
Müzik yolculuğunu yeni başlatan genç sanatçılara tek bir tavsiye vermeniz gerekse bu ne olurdu?
Vazgeçme… Asla vazgeçme!




