
Özay Bakır, Alper Ergez’in Sorularını Yanıtladı
Yeni teklisi “Puding” ve İngilizce versiyonu “Pineapple Juice” ile müzikal tarzında yeni bir döneme giren Özay Bakır, Müzikonair’den Alper Ergez’in sorularını yanıtladı.
Melankolik şarkılarıyla tanıdığımız Özay Bakır, yeni dönemiyle ezber bozuyor. Sahne performanslarındaki eğlenceli, oyunbaz ve flörtöz enerjisini stüdyoya taşıyan başarılı sanatçı, yeni teklisi “Puding” ve İngilizce versiyonu “Pineapple Juice” ile aşkın en eğlenceli halini anlatıyor.
Müzik tarzındaki değişimden uluslararası hedeflerine kadar merak edilenleri Müzikonair.com için Alper Ergez’e anlatan Özay Bakır ile yaptığımız röportaj yayında!
1. “Aşk ansızın gelmeli” diyorsunuz. Peki sizce bir insanın hayatına ansızın giren aşk mı daha tehlikelidir, yoksa geldiği hâlde cesaret edip yaşayamamak mı? “Puding”deki flörtöz enerji, sizin gerçek hayattaki aşk anlayışınızın ne kadarını yansıtıyor?
Bence geldiği hâlde cesaret edip yaşayamamak daha tehlikeli, hatta trajik. Ben ilişkilerde mizahı, oyunu ve tutkuyu seviyorum. “Puding”deki flörtöz enerji de biraz buradan geliyor. Sonuçta ben gerçekten dolaşıp insanlara “Puding gibisin” demiyorum. Şimdilik. :)
2. “Puding” ile birlikte sahnedeki Özay Bakır’ı stüdyoya taşıdığınızı söylüyorsunuz. Yıllardır sahnede sizi izleyen dinleyici, yeni şarkılarınızda ilk kez hangi Özay Bakır’la karşılaşacak: Daha cesur, daha eğlenceli, daha flörtöz yoksa bugüne kadar sakladığınız başka bir tarafınızla mı?
Aslında bugüne kadar sakladığım bir tarafımdan çok, şimdiye kadar yayımlanan şarkılarımda çok fazla denk gelmediğimiz bir tarafım diyebilirim. Şu ana kadar çıkan şarkılarım daha çok melankolik tarafımdan beslendi.
Sahnedeyken daha rahat, daha eğlenceli ve daha oyunbazım. Puding”le birlikte sahnedeki o enerjiyi de şarkılarıma taşımaya başladım. Bundan sonra dinleyici daha eğlenceli, daha flörtöz tarafımla karşılaşmaya devam edecek. Ama aşkın eğlenceli yüzü olduğu kadar, acısıyla yoğrulan şarkılarımı da dinleyicilerle buluşturmaya devam edeceğim.
3. “Puding”in İngilizce versiyonunu da hazırladınız. Bu şarkıyı İngilizce söylemek sizin için yalnızca bir dil değişikliği mi, yoksa müziğinizi Türkiye dışına taşıma konusunda “Artık ben de bu oyundayım” dediğiniz bir dönüm noktası mı?
Benim için yalnızca bir dil değişikliği değil. “Pineapple Juice”, Puding”in birebir İngilizce çevirisi de değil aslında. Aynı duygu ve hikâye kanalında ilerleyerek sözlerini bir iki saat içinde yazdım ve ortaya çıkan şey gerçekten çok içime sindi.
Sözünü ve müziğini yazdığım bir şarkının başka ülkelerde, başka kültürlerde nasıl karşılık bulacağını çok merak ediyorum. Pineapple Juice”ın benim için en heyecan verici tarafı da bu merakı ilk kez gerçekten sınayabileceğim bir şarkı olması.
4. Bir şarkıyı Türkçe yazarken yaşadığınız duyguyu İngilizceye taşıdığınızda, o duygunun bir kısmını kaybetmekten mi korkuyorsunuz, yoksa başka bir ülkedeki dinleyiciye ulaşmanın heyecanı mı ağır basıyor? “Puding”in İngilizce versiyonunda sizi en çok heyecanlandıran şey ne?
Birebir çeviri yapmadığım için duyguyu kaybetme korkum çok olmadı açıkçası. “Pineapple Juice”, “Puding”le aynı duygudan çıkıyor ama kendi anlatımı olan başka bir versiyon.
İki versiyonun da aranjelerini yaparken en başından beri istediğim şey, şarkının ruhuyla özdeşleştiğini düşündüğüm Latin müziği ateşini bir araya getirmekti. O tarafı benim için çok önemliydi ve ortaya çıkan iş gerçekten çok içime sindi. İngilizce versiyonda beni en çok heyecanlandıran da aynı şarkının başka bir dilde bambaşka bir tat kazanması oldu. Bir de İngilizce bir şarkı yapmak hep hayalimdi.
5. Klibinizdeki renkli ve enerjik atmosfer, şarkının flörtöz ruhunu görsel olarak da destekliyor. Sizce bir klip, şarkının anlattığı hikâyeyi mi tamamlamalı, yoksa dinleyicinin kendi hikâyesini yazabileceği bir alan mı bırakmalı? “Puding” klibinde izleyicinin fark etmesini istediğiniz ama henüz konuşulmayan bir detay var mı?
Bence klip, şarkının anlattığı her şeyi birebir göstermek zorunda değil. Şarkının ruhunu desteklesin ama izleyene de kendi hikâyesini kurabileceği bir alan bıraksın; ben bunu daha çok seviyorum.
“Puding”de de şarkının flörtöz ve eğlenceli tarafını görsel olarak taşımaya çalıştık. Klipte kızla aramızdaki o kaçma-kovalama hâli de biraz bunu anlatıyor aslında. Arada bir çekim var ama aynı zamanda bir oyun da var. Bence klibin enerjisi biraz da oradan geliyor.
6. Önceki şarkılarınızda daha melankolik bir çizgi varken şimdi daha hareketli ve flörtöz bir döneme geçiyorsunuz. Bu değişim, müzikal bir karar mı, yoksa hayatınızda “Artık geçmişi değil, bugünü konuşmak istiyorum” dediğiniz bir dönemin yansıması mı?
Bence ikisi de var. Müziğimde melankolik tarafım hep olacak çünkü yazarken beslendiğim yerlerden biri orası. Ama insan sadece bir duygudan ibaret değil. Eğlendiğim, flört ettiğim, daha hafif hissettiğim zamanlar da var hepimiz gibi. O taraflarımızı da şarkılar aracılığıyla dinleyicilerle buluşturmak fikri hoşuma gidiyor.
Zaten sözleri gerçekten eğlence odaklı şarkıların son derece azaldığı, kederli şarkıların daha çok trend olduğu bir dönemdeyiz. Ben de biraz o alana göz kırpıp trendin dışına çıkmak istedim doğrusu. O yüzden bunu geçmişi bırakıp tamamen başka bir yere geçmekten çok, müziğimde başka bir tarafıma da daha fazla yer açmak gibi görüyorum.
7. Sahne sizin için bir terapi alanı. Peki sahnede binlerce kişinin önünde enerjik görünürken, stüdyoda tek başınıza kaldığınızda sizi en çok zorlayan duygu ne oluyor? Yeni İngilizce şarkınız, sahnedeki Özay Bakır ile özel hayatındaki Özay Bakır arasındaki farkı kapatıyor mu?
Sahne gerçekten benim için bir terapi alanı. Sahnedeyken hiç yorulduğumu hatırlamıyorum. Sanırım bunun sebebi, tamamen anda kalarak yapılan ve binlerce yıllık geçmişi olan bu sanatın kendisine âşık olmam.
Stüdyo ise bambaşka parametrelerle kurulu bir dünya. Bir şarkının neredeyse her salisesini dikkatle ele almak zorundasınız. İşin o kısmı zaman zaman çok daha zorlayıcı ve yorucu olabiliyor.
O yüzden ben bunu özel hayatımla sahnedeki hâlim arasındaki farktan çok, sahneyle stüdyo arasındaki fark olarak görüyorum. “Puding” ve “Pineapple Juice” ise enerjisi ve dinamik yapısıyla bana yaparken de biraz sahnedeymişim gibi hissettirdi. İki versiyonu da yazarken, söylerken ve aranje ederken gerçekten çok eğlendim.
8. Bugün “Puding” ile daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmayı hedefliyorsunuz. Önünüzde uluslararası bir müzik kariyeri ihtimali varken, “Ben artık sadece Türkiye’de tanınan bir sanatçı olmak istemiyorum” dediğiniz bir an oldu mu? Eğer olduysa, o an sizi bu yeni İngilizce projeye iten neydi?
Ülkem benim için hiçbir zaman geride bırakılması gereken bir yer olamaz. Ben bu topraklara, dilimize kendimi ait hissediyorum. Türkçe, duygularımı en doğal ve en derin hâliyle anlattığım dil ve onunla şarkılar yazmaya her zaman devam edeceğim.
Ama bugün müziğin sınırları çok daha geniş. Dünyanın başka bir köşesinde, hiç tanımadığım birinin benim yazdığım bir şarkıyla bağ kurabilmesi fikri çok heyecan verici. “Pineapple Juice”ı da müzik yoluyla başka kültürlerden insanlarla aynı duyguda buluşabilmenin bir yolu olarak görüyorum.



