
Merhaba MüzikOnair’a hoş geldiniz Barbaros bey, bize biraz kendinden bahseder misiniz?
Çok teşekkürler. Hoşbuldum. Anne tarafım Bulgaristan göçmeni, baba tarafım da Kırım. Gerçekten beni hep çok desteklemiş, benim için ellerinden gelen her şeyi yapmış bir aileden geliyorum. İstanbul’da doğdum. Özel Saint Benoit Fransız Koleji’nin ardından, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Şan Bölümü’nden mezun oldum. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Gazeteciliği Bölümü’nde yüksek lisansımı tamamladıktan sonra müzik kariyerime Grup Rapsodi ile başladım. 20 yıldır da hem sahnede hem de albüm ve yayınladığım teklilerle müzikseverlerle buluşuyorum.
Müziğe olan ilgini ne zaman keşfettin? Bu alanda bir eğitiminiz var mı? Ve Albüm yapmaya nasıl karar verdiniz?
O tutkuyu hissettiğinizde, nasıl ve hangi anda başladığını anlayamıyorsunuz aslında. Birden içine düşmüş oluyorsunuz. Klişe belki ama çocukluğumdan beri vardır. İlk aklıma gelen kareler; babamın beni elimden tutup götürdüğü Barış Manço konseri ve duyduğum hayranlık hissi. Müzik dinlemek, şarkı söylemek bana hep çok iyi gelirdi. Sonrasında lise orkestralarıyla yarışmalara katıldım, dereceler aldık, okulda konserler verdik. Ardından konservatuvar dönemleri… Profesyonel anlamda müzik yapmam ise Grup Rapsodi ile oldu.
Bu arada müzikallerde oynadığını biliyoruz. Nasıl başladınız ve Hangi müzikallerde oynadınız biraz bahsedebilir misiniz? Ayrıca tv dizilerinde veya sinema filmlerinde de rol almayı düşünüyor musunuz?
Aslında zaman içinde gelen teklifleri değerlendirdim ve müzikal olduğu için de seve seve kabul ettim. En başta tiyatro sahnesinde yer almak gibi bir düşüncem yoktu. 2009 yılında Enis Fosforoğlu Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu “Seni Seviyorum, Mükemmelsin, Şimdi Değiş” ve Zorlu’da sahnelenen Tahir ile Zühre müzikalinde başrol oynadım. Yapabileceğim ve keyif alacağıma inandığım projelerin içinde her zaman olmaya devam edeceğim. Neden olmasın, umarım bir oyuncu olarak da bir projede yer alırım.

Bugüne kadar Ajda Pekkan, Sertab Erener gibi son derece güçlü sanatçılarla aynı sahneyi paylaştınız. Her biri başlı başına çok güçlü sesler nasıl bir duygu neler söylemek istersiniz?
Kendi adıma, ben beraber sahneye çıktığım her isimden çok şey aldım, çok şey öğrendim. Ne kadar şanslıyım ki, sahne birlikteliklerim ülkenin en büyük isimleriyle oldu. Sahne üzerinde çok başarılı star isimlerle yaptığım çalışmalar benim için çok özel anlardı. Barış Manço, Leman Sam, Harun Kolçak, Nükhet Duru gibi isimlere albüm kayıtlarında ve konserlerinde geri vokal yaptım.Özcan Deniz’le, senfoni orkestrası eşliğinde Caruso söylemem ya da Sertab’la Zorlu da Phantom of the Operadan duetler yapmam ayrı bir heyecandı. Ferhat Göçer’le Alessandro Safina gibi isimlerle aynı sahnede olmak, Ajda Pekkan gibi bir efsanenin beni sunarken söylediği övgü dolu sözler unutamayacağım anlar.
İşletme alanında lisans eğitiminizin olduğunu ayrıca iletişim alanında yüksek lisans yaptığınızı biliyoruz. Peki müziğe yönelmeniz nasıl oldu?
Lise, Üniversite yıllarında hep müzik yapıyordum, masterım sonrası bir şirkette çalışıp bir yandan da gece sahne alıyordum. Askere gidip döndükten sonra, kurumsal kimliği bırakıp, sadece müzik yapmaya karar verdim. Bu karar, aslında hayatımı müzikle kazanmak amacıyla alınmış bir karar değildi. İstediğim şeyi yapmaya yönelmek, hayatımı bu şekilde mutlu olmak üzere düşledim. Bunun üzerine çalıştım. O zamanlarda hayatımı sadece müzikle kazanacağımı bilmiyordum. Bildiğim tek şey, müzikle mutlu olduğumdu. Elbette riskli bir karardı.
Sizi sadece kendi albümlerinizde değil, başka ortak projelerinizde de dinleme şansımız oluyor. Bu tarz çalışmalarınız devam edecek mi?
Sesimi farklı tarzlarda kullanmayı seviyorum. Şu ana kadar kariyerim boyunca Opera, Müzikal, Pop yada Caz türlerinde farklı projelerde keyifle yer aldım. Mesela son olarak geçtiğimiz yıl Sabri Tuluğ Tırpan ile birlikte Bodrum Caz Festivali’nde “A Touch of Jazz” projesi ile sahne aldık. Projeye hazırlanırken Randy Esen ile birlikte çalıştım o süreçte yorumculukla ilgili çok şey gözlemleme fırsatım oldu. Oynadığım müzikaller, Sertab Erener ile Zorlu’da Phantom of the Opera’dan düetler yapmam bunların hepsi beni bir yorumcu olarak da geliştiren projeler. geçmişime çok şey sığdırmışım, ama daha yapacak çok şey var.
Şimdilerde üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mı?
Çok yakın zamanda 2021 yazı içinde bu kez yeni bir şarkı gelecek. Onun dışında Dario Moreno’nun şarkılarından oluşan senfonik bir projeyi hazırlıyorum. Aynı zamanda yine bu yıl içerisinde Balkanların en önemli seslerinden biri olan Lena Kovacevic ile birlikte bir düet yapmak için hazırlanıyoruz.
Günümüzde digital sektörün yaygınlaşmasıyla birlikte müzik sektörününde giderek dijitalleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz. Sizce avantaj ve dezavantajları var mı?
Dijitalleşme hayatımızın her alanında artık gücünü iyice göstermeye başladı. Bu müzik için de geçerli. Elbetteki dijital projeler hayatımızda olmaya ve ağırlık kazanmaya devam edecek. Kendi adıma önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle bu pandemi sürecinde bir şekilde dinleyicilerimizle buluşmamızı sağlayan bir mecra olması bakımından değerliydi. Ama uzun vadede bir müzisyen olarak dinleyicimizle bire bir buluştuğumuz konserlerin yerini tutması çok zor diyebilirim. Bizler de herkes gibi yeni çağa ayak uydurmaya çalışıyoruz. Dinleyici açısından müziğe ulaşımı kolaylaştırdığı ve müziğin sunumu için farklı bir mecra yarattığı gerçek. Her ne kadar bu yoğun üretim ve paylaşım şarkıcılar için öne çıkmayı zorlaştırsa da, müzik yapan insanlar için şarkılarını direkt dinleyicilerle paylaşma olanağı sağladığını düşünüyorum.
Biraz da yeni çalışmanızdan bahsedelim isterseniz.‘’Evelallah’’ isimli yeni şarkınız ile sizleri izlemekteyiz.Bu şarkınızda kimlerle çalıştınız ve şuana kadar gelen tepkiler nasıl? Biraz bahsedebilir misiniz?
Şarkının düzenlemesi Volga Tamöz’e ait. Ben de gözlerimi kapattım ve o zamanları hatırlayarak içimden geldiği gibi yorumladım. Şarkının ruhunu kaybetmeden, bugünün soundu ile o günlerde hissettiklerimi yeni bir heyecan olarak dinleyiciye sunuyorum. Evelallah’ın klibi Beykoz Kundura Fabrikasında yönetmen Murad Küçük tarafından çekildi. Klibin hikayesi, çocukken gittiğim ilk konser olan ve 1982 yılında Barış Manço ile çekildiğim çocukluk fotoğrafıma dayanıyor. Çocukluğumu “Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu” filminde Naim Süleymanoğlu’nun çocukluğunu da oynayan Batuhan Davutoğlu canlandırıyor. Şu ana kadar dinleyicilerden çok güzel tepkiler aldık, bu şarkıyı tekrar dinleyicilerle paylaştığım için çok mutluyum.
Son olarak MüzikOnair okuyucularına ve sizi sevenlere neler söylemek istersiniz?
Şu ana kadar her şarkımda yanımda olan, şarkılarımı dinleyen tüm dinleyicilerime ve bu keyifli röportaj için de sizlere teşekkür ediyorum.



